Alihan Kuriş, kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen, kendini "Süleymanlılar" olarak adlandıran cemaatin lideridir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 13 Ağustos 2026'da gözaltına alınmış, 16 Ağustos 2026'da ise "örgüt lideri" suçlamasıyla tutuklanmıştır. Suçlamalar arasında çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve yönetme, nitelikli dolandırıcılık, vergi usul kanununa muhalefet ve suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama yer almaktadır. Bu metin, soruşturmanın bilinen aşamalarını ve Kuriş'in kimliğine dair kamuya yansıyan bilgileri kronolojik bir çerçevede ele almaktadır.
Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan'ın anne tarafından torunu olan Alihan Kuriş, 8 Eylül 2016'da cemaatin önceki lideri ve dayısı Arif Ahmet Denizolgun'un vefatının ardından liderliğe geçmiştir. NTV'nin aktardığına göre bu tarih, cemaat içindeki liderlik değişiminin resmi başlangıcıdır. Cemaat kendini "Süleymanlılar" olarak adlandırmakta, kamuoyunda ise yaygın olarak "Süleymancılar" ismiyle tanınmaktadır. Bu yapısal bilgiler, soruşturmanın muhatabı olan grubun kimliğini ve liderlik zincirini anlamak açısından önem taşır.
Alihan Kuriş, 1979 yılında İstanbul'da doğmuştur; bu bilgi NTV'nin haberinde yer almaktadır. Mimar ve iş insanı olan Kuriş, Maltepe Üniversitesi Mimarlık bölümü mezunudur. Kaynaklarda doğum tarihine ilişkin çelişkiler bulunmakta; Wikipedia 28 Temmuz 1982 (Kısıklı, Üsküdar) derken bazı haber siteleri 21 Kasım 1979 tarihini vermektedir. 2009'da Seda Kuriş ile evlenmiş ve üç çocuğu vardır; bu ailevi bilgiler Wikipedia'ya dayanmaktadır.
Soruşturmanın ilk büyük dalgası, 13 Ağustos 2026'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir operasyonla başlamıştır. BBC Türkçe ve T24'ün aktardığına göre bu tarihte 17 ilde toplam 123 adreste arama yapılmıştır. Aynı operasyon kapsamında 49 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, Alihan Kuriş ise 16 Ağustos 2026'da tutuklanmıştır. Bu ilk dalga, soruşturmanın hem coğrafi hem de kişi sayısı bakımından geniş bir yelpazeye yayıldığını göstermektedir.
Alihan Kuriş'e yöneltilen suçlamalar arasında çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve yönetme, nitelikli dolandırıcılık, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet ve suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama bulunmaktadır; bu bilgiler DW Türkçe'nin haberinde listelenmiştir. Soruşturmanın ilk aşamasında 32 kişi tutuklanmış ve 32 şirket tespit edilmiştir. Bu suçlamalar, soruşturmanın yalnızca bireysel bir lider etrafında değil, aynı zamanda kurumsal bir yapı etrafında şekillendiğini göstermektedir.
7 Ağustos 2026 tarihli MASAK raporu, 100 milyar TL'yi aşan bir para trafiğini ve yurt dışına transfer iddialarını ortaya koymaktadır. DW Türkçe'nin aktardığına göre raporda "bağış" kaydıyla şirketlere aktarılan paralar, karşılıklı mal alım-satımları ve sahte faturalama şüphesi belirtilmektedir. Bu bulgular, soruşturmanın mali ayağının ne kadar geniş kapsamlı olduğunu göstermektedir. MASAK'ın tespitleri, suçlamaların somutlaştırılmasında merkezi bir rol oynamaktadır.
Alihan Kuriş, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiş ve bunları "itibar suikastı" olarak nitelendirmiştir. BBC Türkçe ve DW Türkçe'nin haberlerine göre Kuriş, şirket hisselerini Temmuz 2021'de devrettiğini, imza yetkisi olmadığını ve rapordaki verilerin 2023 ve sonrasına ait olduğunu öne sürmüştür. Bu savunma, soruşturmanın temel dayanaklarından biri olan mali verilerin zamanlamasına ilişkin bir itirazı içermektedir.
DW Türkçe'nin aktardığına göre Alihan Kuriş'in evinde 27 milyon 548 bin 376 TL değerinde altın ve ziynet eşyası ile 3 milyon dolarlık senet bulunmuştur. Bu varlıklar, soruşturmanın mali boyutuna ilişkin somut bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. Söz konusu rakamlar, iddianameye yansıyan deliller arasında yer almaktadır. Bu tespit, Kuriş'in savunmasında ileri sürdüğü "imza yetkisi yok" iddiasıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir unsurdur.
Soruşturma ilerledikçe yeni dalgalar halinde operasyonlar düzenlenmiştir. T24'ün haberine göre soruşturmanın 3. dalgasında 54 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş, 11 şirket ile 3 derneğe kayyım atanmıştır. Bu genişleme, soruşturmanın bireysel bir liderin ötesine geçerek kurumsal bir yapıya yayıldığını göstermektedir. Kayyım kararları, soruşturmanın ekonomik etkilerinin de bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Soruşturma kapsamında tutuklanan kişi sayısı ve kayyım atanan şirket sayısı zaman içinde artmıştır. BBC Türkçe'nin aktardığı bilgilere göre toplamda 80 şüpheli tutuklanmış ve 74 şirkete kayyım atanmıştır. Bu rakamlar, soruşturmanın hem ceza hukuku hem de ticaret hukuku boyutlarını aynı anda kapsadığını göstermektedir. Kayyım uygulamaları, şirketlerin yönetim yapısında geçici de olsa önemli değişiklikler anlamına gelmektedir.
İddianameye yansıyan bulgular arasında kayıt dışı para transferleri, yurt dışına gönderilen "yardım" sevkiyatları içine gizlenen nakit para ve seçim süreçlerini etkilemeye yönelik faaliyetler yer almaktadır. BBC Türkçe'nin haberine göre kardeşinin adresinde 200 kilo külçe altın (1,34 milyar TL değerinde) ele geçirilmiştir. MASAK incelemelerinde 100 milyar TL'yi aşan tutarın yurt dışına çıkarıldığı tespit edilmiştir. Bu bulgular, soruşturmanın uluslararası bir mali boyuta da işaret ettiğini göstermektedir.
20 Eylül 2026'da düzenlenen dördüncü dalga operasyonda 29 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir; bazı kaynaklarda bu sayı 30 olarak geçmektedir. Aynı operasyon kapsamında 23 şirkete kayyım atanmıştır. Bu gelişme, soruşturmanın aylar boyunca sürdüğünü ve her dalgada yeni şüphelilerin ve şirketlerin sürece dahil olduğunu göstermektedir. Soruşturmanın kronolojik seyri, dosyanın giderek genişleyen bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Alihan Kuriş, 2016'dan bu yana cemaatin lideri konumundadır; bu süre zarfında cemaatin ekonomik faaliyetlerinin genişlediği iddia edilmektedir. Soruşturma kapsamındaki suçlamalar, bu liderlik döneminin belirli bir bölümüne odaklanmaktadır. MASAK raporundaki verilerin 2023 ve sonrasına ait olduğu yönündeki savunma, soruşturmanın zaman aralığına ilişkin bir tartışma yaratmaktadır. Bu zaman çizelgesi, iddiaların hangi döneme ait olduğunu anlamak açısından kritik önem taşımaktadır.
İddialara göre cemaate bağlı şirketler üzerinden "bağış" adı altında toplanan paralar, karşılıklı mal alım-satımları ve sahte faturalama yoluyla aklandığı öne sürülmektedir. DW Türkçe'nin aktardığı MASAK raporu, bu yöntemlerin sistematik bir şekilde kullanıldığını iddia etmektedir. Soruşturma kapsamında 74 şirkete kayyım atanması, ekonomik yapının ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. Bu iddialar, yargı süreci sonuçlanana kadar kesinleşmiş bir hüküm niteliği taşımamaktadır.
Soruşturma kapsamında yurt dışına gönderilen "yardım" sevkiyatları içine gizlenen nakit para iddiası yer almaktadır. MASAK incelemelerinde 100 milyar TL'yi aşan tutarın yurt dışına çıkarıldığı tespit edilmiştir; bu bilgi BBC Türkçe tarafından aktarılmıştır. Bu bulgular, soruşturmanın uluslararası bir boyuta sahip olduğunu ve yalnızca Türkiye sınırları içindeki işlemleri kapsamadığını göstermektedir. Yurt dışı transferlere ilişkin iddialar, dosyanın en dikkat çekici unsurları arasında yer almaktadır.
İddianameye yansıyan bulgular arasında seçim süreçlerini etkilemeye yönelik faaliyetler de bulunmaktadır. Bu iddia, soruşturmanın yalnızca mali suçlarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda siyasi bir boyut da içerdiğini göstermektedir. Söz konusu iddialar, soruşturmanın kamuoyunda geniş yankı uyandırmasının nedenlerinden biridir. Bu tür iddialar, yargı süreci tamamlanana kadar kesinleşmiş bir mahkumiyet anlamına gelmemektedir.
Soruşturma kapsamında toplamda 74 şirkete kayyım atanmıştır; bu bilgi BBC Türkçe'nin haberinde yer almaktadır. Kayyım, mahkeme kararıyla bir şirketin yönetimine geçici olarak atanan kişi veya kurul anlamına gelir ve şirketin olağan işleyişini sürdürmekle görevlidir. Bu uygulama, soruşturmanın ekonomik etkilerinin şirketler düzeyinde de hissedildiğini göstermektedir. Kayyım kararları, soruşturmanın hem ceza hem de ticaret hukuku boyutlarını bir arada barındırdığının somut bir göstergesidir.
Alihan Kuriş soruşturması, Türkiye'de geniş bir toplumsal ve siyasi yankı uyandırmıştır. Soruşturmanın 17 ilde 123 adreste arama yapılmasıyla başlaması ve aylar içinde dört dalga halinde genişlemesi, dosyanın kamuoyu nezdindeki ağırlığını göstermektedir. Cemaat yapılanmalarına yönelik soruşturmalar, Türkiye'de zaman zaman siyasi tartışmaların merkezine oturmaktadır. Bu soruşturmanın sonuçları, yargı süreci tamamlandığında netlik kazanacaktır.
Alihan Kuriş, şirket hisselerini Temmuz 2021'de devrettiğini ve imza yetkisi olmadığını öne sürerek suçlamaları reddetmektedir. Buna karşılık MASAK raporundaki verilerin 2023 ve sonrasına ait olduğu belirtilmektedir; bu durum, iddia ile savunma arasında zamanlama açısından bir uyuşmazlık yaratmaktadır. DW Türkçe'nin aktardığına göre raporda "bağış" kaydıyla yapılan transferler ve sahte faturalama şüphesi yer almaktadır. Bu karşıtlık, soruşturmanın hukuki seyrini etkileyebilecek temel tartışma noktalarından biridir.
Soruşturma halen devam etmekte olup, iddianamenin mahkemeye sunulup sunulmadığı veya yargılamanın hangi aşamada olduğu kamuya yansıyan bilgiler arasında net olarak yer almamaktadır. Toplamda 80 şüphelinin tutuklandığı ve 74 şirkete kayyım atandığı bilgisi BBC Türkçe tarafından aktarılmıştır. Bu rakamlar, soruşturmanın büyüklüğünü göstermekle birlikte, dosyanın nihai sonucuna ilişkin bir hüküm içermemektedir. Yargı süreci tamamlanmadan hiçbir kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyetten söz edilemez.